Sportif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sportif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2008 Pazar

Nasıl Ya!

Hasta mısınız, psikopat mısınız siz birader? 3 maç, yani toplam 270 dakika oynadınız. Bu 270 dakikanın ilk 250 dakikası saç-baş yoldururken, son 20 dakika bir mucize yaşattınız. Kastınız mı var akıl sağlığımıza? Nasıl bir maçtı bu? Milli takım tarihinde kaç tane vardır böyle maç? Puan bile alamadan grup sonuncusu oluruz demiştim ama çok fena yanıldım. İyi ki de yanılmışım. Nasıl oldu hiç anlamadım ama artık çeyrek finaldeyiz. Rakibimiz Hırvatistan. Almanya'yı tarumar ettiler, bizi de harcar bunlar derdim ama artık temkinliyim. Gaza geldim ve Hırvatistan'ı da yeneriz diyorum. Volkan yok, Aurelio yok, Emre Güngör yok. Servet'in kırılmadık yeri kalmadı. Tuncay 3 maçta da varlık gösteremedi. İlk maçın yıldızı Kazım'ın bu maçta eli ayağına dolaştı. Ancak bu maçla kendimize geldik ve umarım Hırvatistan maçında da, bu maçın ikinci yarısında oynadığımız gibi bir futbol oynarız. Ondan sonra istersek yenilelim. Kendimize güvenince neler yapabildiğimizi gördük.

İlk golümüzü atana kadar çok silik bir futbol oynadık ama ne olduysa 75. dakikadan sonra oldu. Arda'nın golünden sonra bir güç, bütün dengeleri değiştirdi. Çekleri kendi sahalarına hapsettik. Dünyanın en iyi kalecilerinden olan ve maç öncesi "Abi bu adama gol atılmaz" dediğim Cech, ikinci golü bize hediye etti. "Oh be, penaltılara kaldık, bakarsın yeneriz ya" diye düşünürken, uzaklardan Nihat, Cech'i bir kez daha avladı. O dakikadan sonrasını pek hatırlamıyorum ama kendimi "Dört, dört, dört" diye bağırırken buldum birden. Son dakikalarda Volkan, o çok gereksiz hareketi yapıp oyun dışı kaldı ve zaten yeterince tavan yapan heyecanı daha da artırdı. Tuncay'ı kaleci formasıyla görüp daha da eğlendim. Hakem son düdüğü çaldığında bir mucize gerçekleşmişti ve biz çeyrek finaldeydik.

Bence maçın yıldızı, 2 gol atan Nihat ve sakatlığına rağmen sahada basmadık yer bırakmayan Servet'ti. Servet, oynadığı 3 maçta da sonuna kadar mücadele etti ve takımın bu başarısında en büyük paya sahip oldu. Arda, Portekiz maçında da oynamış olsaydı, o maç belki de daha farklı sonuçlanacaktı. Turnuvadaki diğer 15 takımın teknik direktörleri maçlar boyunca sakince yerlerinde oyunu takip edip, yeri geldiğinde futbolculara taktik verirken; Fatih Terim'in neden 90 dakika boyunca bağırdığını anlayamadım. Maç boyunca ve maç sonrası yaptığı ilginç jest ve mimikler, o kendinden emin tavırlar, verdiği beyanatlar, bana pek samimi gelmiyor. Biraz daha sakin olsa, daha sevimli görüneceğini düşünüyorum.

Artık çeyrek finaldeyiz ve milli takımımızı en az bir maç daha izleyeceğiz. Yukarıda da belirttiğim gibi, umarım kendimize güveniriz ve güzel bir futbol oynarız. Tüm Türkiye'ye bu akşamki gibi heyecanlı bir 90 dakika yaşatmanız dileğiyle...

10 Haziran 2008 Salı

İlk Maçların Ardından

Aylardır beklediğimiz Euro 2008 geldi, gruplarda ilk maçlar da sona erdi. Her akşam eve gelip arka arkaya 2 maç izlemek çok keyifli. Her sene olsa şu turnuva. Neyse, ilk maçlar sonunda takımlara bir göz atalım. A grubunda Türkiye, grubun ve turnuvanın en zayıf takımı olarak görünüyor ne yazık ki. Maçlar başlamadan önce de belliydi böyle olacağı ama yine de bir umudumuz vardı. Portekiz maçında gördük kü, bizim ne bir taktiğimiz, ne bir sistemimiz, ne de ideal bir onbirimiz var. Fatih Terim de artık fantezi peşinde. Ne yaptığını kendi de bilmiyor eminim ki. Kalan iki maçtan da puan çıkaracağımızı sanmıyorum. İsviçre hala bildiğimiz gibi. Kendilerine göre bir oyun stilleri var. Çok beklentileri olduğunu sanmıyorum. Ev sahibi olmaları hasebiyle, hakemlerin de iteklemesi sonucu gruptan ikinci olarak çıkarlar, çeyrek finalde de Almanya'ya kaybederler. Portekiz, şampiyonluğun en büyük adaylarından. Önemli yıldızları var ve çok güzel futbol oynuyorlar. Grup lideri olarak çıkarlar ve en az yarı finale kadar giderler. Çek Cumhuriyeti, ikincilik için İsviçre'yle çekişiyor. Türkiye'yi yenerlerse ikinci olarak çıkabilirler. Bence takımın en iyisi, kaleci Cech.

B grubunda Almanya, kupanın diğer bir favorisi. Ballack, Klose ve Podolski üçlüsü daha çok canlar yakar. Almanya'nın final oynayacağını düşünüyorum. Polonya'nın birşeyler yapacağını zannetmiyorum. Ancak Hırvatistan-Polonya maçı, grup ikincisini belirleyecek gibi görünüyor. Hırvatistan, sevdiğim takımlardan biri. İyi futbolcuları var ve bence gruptan çıkarlar. Avusturya herkes gibi, beni de çok şaşırttı. Ev sahibi kontenjanından kupada yer aldı ama ilk maçta oynadığı futbolla, herkesi kendine hayran bıraktı. Hırvatistan maçında en az beraberliği haketmişlerdi ama yine tecrübe kazandı. Martin Harnik ve Ümit Korkmaz, şampiyonanın yıldız adaylarından. Ancak Avusturya'nın daha fazla sürpriz yapacağını sanmıyorum.

C grubu tam bir ölüm grubu. İlk maçlar sonucu Hollanda, grup liderliğini kaptırmaz gibi görünüyor. Euro '96'dan beri takip ettiğim ve sempati beslediğim bir takım Hollanda. Portakal rengi formaları, coşkulu taraftarları, güzel futbollarıyla katıldıkları her turnuvada şampiyon olmalarını istemişimdir. Ama nedense bir Almanya, İtalya, İspanya ya da İngiltere gibi 'Avrupa devi' ünvanını kazanamamıştır hala. Bu kez finale çıkıp, kupayı almalarını istiyorum ama içimden bir ses 'Yine olmayacak' diyor. Umarım içimdeki o ses yanılır da Hollanda kupayı alır. İtalya ilk maçta sert bir tokat yedi. 3 farklı yenilgiyi hiç beklemiyorlardı eminim. Artık Fransa'yı mutlaka yenmek zorundalar ama Fransa da ilk maçta puan kaybettiği için, bu pek de kolay olmayacağa benziyor. Fransa'nın Romanya karşısındaki tutuk futboluna çok şaşırdım. Turnuvada izlemekten en çok hoşlanığım futbolcu olan Ribery bile kendini gösteremedi bu maçta. Bu şartlarda İtalya-Fransa maçı, kıran kırana geçeceğe benziyor. Bu grupta Romanya'yı da yabana atmamak lazım. Belki yıldız oyuncuları yok ama oturmuş bir sistemleri var ve bu da futbolda başarı için gerekli olan en büyük etkenlerden biri. Özetle C grubunda nasıl bir tablo oluşacağı, son maçlar oynanana kadar belli olmayacak.

D grubunda İspanya tartışmasız favori. Rusya'yı ezdi geçti ve o da kupanın başka bir favorisi. Villa da attığı üç golle, gol krallığının en büyük adayı haline geldi. Rusya'nın bu grupta bir varlık göstereceğini düşünmüyorum. Grup sonuncusu olarak tamamlarlar turnuvayı. Ben yazıyı yazdığım sırada İsveç-Yunanistan maçının ikinci yarısı golsüz beraberlikle devam ediyordu. İki takım da kontrataktan gol atabilir ama umarım golü atan taraf İsveç olur. Zira Yunanistan'a geçen Avrupa şampiyonluklarından beri bir antipatim var. O iğrenç futbolları bu maçta da devam ediyor. Defansa koy 4 tane uzun boylu adamı, dakikalarca topu kendi yarı sahanda çevir ve rakip takımı üstüne çekmeye çalış, katı bir defans yapıp seyir zevkini katlet, kontrataktan ya da serbest vuruştan bir gol bulursan da iyi olur işte. Bunların oynadığı futbol 20 yıl öncesinde kaldı. Bu oyun sonrası kazanılan bir şampiyonluğun, benim gözümde hiçbir değeri yoktur. O kadar yürekten istemişim ki, İbrahimoviç müthiş bir vuruşla İsveç'i öne geçirdi. Umarım kalan iki maçta da yenilirler ve ağızlarının payını alıp dönerler evlerine.

Sonuç olarak, kupanın en büyük favorileri Portekiz, Almanya, Hollanda ve İspanya. Bunların haricinde bir takım finale çıkarsa açıkçası sürpriz olur. Türkiye maçlarını da zevkle izlemek isterdim ama ne yazık ki sinirlenmekten başka birşey hissedemiyorum. Bir an önce toparlanıp kendi sistemimizi oturtmamız lazım. Bu iş de 2-3 günde yapılacak şey olmadığı için, en erken başarının bir dahaki Avrupa şampiyonasında gelebileceğini düşünüyorum. Çok ilginç bir şekilde Türk Milli Takımı'na karşı acayip bir antipati oluştu bende. Peşpeşe alınan başarısız sonuçlar, Fatih Terim'in ve futbolcuların aşırı milliyetçi tavırları, bu antipatinin arkasındaki en büyük sebepler. Umarım bir an önce zevk veren bir futbol oynamaya başlar ve futbolun bir memleket meselesi değil, yalnızca bir eğlence olduğunun farkına varırız.

18 Ekim 2007 Perşembe

Ruhsuzlar Onbiri

Dün akşam Ali Sami Yen'de birşeyler oldu ama olan bitenin adını koyamadım ben. Futbol mücadelesi diye geçiyordu ismi ama benim bildiğim futbolla pek bir alakası yoktu dönen atraksiyonun. 22 tane adamı koymuşlar sahanın ortasına, ayaklarına gelen toplara dan-dun vuruyorlardı habire. 90 dakika boyunca olan biten buydu. Aslında daha çok bir psikolojik deneye benziyordu izlediklerim. Yani sanki birileri, taraftarlar üzerinde yeni birşeyler deniyorlardı. "Bakın abicim, top ayağınıza gelince, alakasız yerlere vurun. Sakın 2-3 kez ardarda top çevireyim demeyin. Ha çevirdiniz diyelim, sakın ha gol pozisyonuna girmeyin, hadi ona da girdiniz diyelim, ne bileyim abi, topa dizinizle vurun, kaleye bakmadan, kafanızı kaldırmadan sallapati vurun işte topa ya." Evet ya dün akşam olanlar tam da bunun gibi birşeydi. Yunanistan'ın nasıl oynadığı beni alakadar etmez de, bizimkiler tam bir rezildi, ruhsuzdu, şımarıktı, sopalıktı, amatördü, kötüydü. 11 kişinin içinden 1 tane adam çıkmaz mı top çevirecek, ruhuyla oynayacak? Bu kadar gaz verirsen, biryerlerini kaldırırsan bu eğitimsiz bu cahil çocukların, daha çok saç-baş yolarız biz. Medyada son aylarda bir milli takıma gaz verme furyasıdır gidiyor. Hele o reklamlar nedir öyle ya? Aurelio'ya İstiklal Marşı söyletmeler, tüm Türkiye'nin sahada birer futbolcu gibi yüreğini ortaya koyduğu imajı vermeler... Tiksindim bunlardan. Bir de "Şehitler için oynayacağız." demezler mi, iyice midem bulandı. İyi ki kaybetti dün Türkiye. Çünkü eğer kazansaydı, futbola olan saygım daha da azalacaktı. Tıpkı dünkü beceriksiz Yunanistan'ın Avrupa Şampiyonu olduğunda hissettiğim gibi. İbrahim Üzülmez, geyşalara has saç modeliyle çıktığı maçta hiçbir olumlu hareket yapamazken, kendi koridorunu yol geçen hanına çevirdi. Middlesbrough'da forma yüzü göremeyen Tuncay'ın içler acısı halini gördük dün yine. Gökhan Ünal, hakkındaki tüm şişirmelerin palavra olduğunu ve sadece Süper Lig'de futbol oynayabilecek çapta bir futbolcu olduğunu tekrar gösterdi bize sağolsun. Ümit Karan ayakta durabilseydi, birşeyler yapacaktı aslında. Aurelio belki de en sivrilen isimdi maçta. Pek bir yararlı hareketi olmasa da, diğer beceriksizlerin arasında göze battı. Servet, her zamanki Servet işte, maça heyecan katıyor adam. "Lan top Servet'e geliyor, kesin gol yedik bak." Kendisini futbol sahalarında top oynarken değil de, sebze halinde kabzımal olarak görmek isterim şahsen. Volkan birkaç top kurtardı, şimdi Allah'ı var. Sahadaki diğer futbolcuların adını anmaya bile gerek yok. Birkaç laf da Fatih Terim'e. Bu adama noldu onu anlamıyorum. Nerede Galatasaray'a altın yıllarını yaşatan İmparator Terim, nerede Milli Takım'ı çöküşe sürükleyen beceriksiz Terim? Bir de her maçtan sonra, yaptığı akıl almaz hataları görmezden gelip, konuyu başka yerlere çekmek ve kendini aklamaya çalışmak da neyin nesi? "Ben ders almam, ders veririm." ne demek hocam? Bence de istifa etmeli ama 2 maç kalmışken bu daha büyük sorunlara neden olacak. Ama olsun, zaten çıkmayalım biz gruplardan. Bir de Avrupa Şampiyonası'nda izleyip bu takımı, daha da kahrolmayalım, dünyaya rezil etmeyelim kendimizi. Futbol gitgide futbol olmaktan çıkıyor galiba.

11 Ağustos 2007 Cumartesi

Futbol Heyecanı Başladı


Ağustos ayı geldi ve bir çok ülkede de 2007-2008 futbol sezonu başladı. Turkcell Süper Lig'le birlikte İngiltere Premier Ligi ve Almanya Bundesliga da bu hafta sezon açılışı yaptı. Fransa Birinci Ligi geçen hafta başlamıştı. Avrupa'nın diğer büyük liglerinden İspanya La Liga ve İtalya Serie A ligleri ise 26 Ağustos'ta açılıyor. Türkiye ligi ile Avrupa'nın bu 5 ligini mukayese etmek ne yazık ki çok güç. Futbol kalitesi açısından bu liglere ulaşmamız için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Kaldı ki son 2 sezondur Turkcell Süper Lig'deki seyirci taşkınlıkları, şike ve teşvik iddiaları, federasyon seçimi çıkmazı, yönetici kavgaları da futbolun yetersizliğine eklenince, seyir zevki iyice düştü. Özellikle geçen sezon ligdeki hiçbir takım, izlemeye değer futbol sergileyemedi. İşte bu nedenlerden dolayı, Süper Lig bana artık zevk vermiyor. Ancak bu sezondan biraz ümitliyim. Avrupa çapında yıldız futbolcu transfer etme rüzgarına, bu sezon Galatasaray'ın da katılmasıyla daha zevkli karşılaşmalar izleyeceğiz gibime geliyor. Zira ligin açılış maçında İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un, Fenerbahçe'yi 2-0 mağlup ettiği maçta oynadığı futbol gerçekten harikaydı. Umarım diğer Anadolu kulüpleri de bu tarzda futbol oynarlar ve 4 büyüklere kafa tutabilirler.

Avrupa liglerine gelecek olursak, Bundesliga'da bugün benim favori takımım olan Bayern Münih-Hansa Rostock maçı vardı. Bayern Münih muazzam bir takım yaratmış. Ribery, Toni ve Klose üçlüsü bu sene hem Bundesliga'da, hem de Avrupa Kupaları'nda çok canlar yakacağa benziyor. Bence bu üçlü Avrupa'nın en iyi hücum hatlarından birini oluşturuyor. Gerilerden Lahm ve Schweinsteiger'le, sağ kanattan da Hamit Altıntop'un desteğiyle Bayern Münih bu sezon Bundesliga'nın en güçlü şampiyonluk adayı gibi görünüyor. Bundesliga maçlarını bu sene yine NTV'den izlemeye devam edeceğiz.

İngiltere Premier Ligi ise sezon boyunca FOX ekranlarında olacak. Sezonun açılış maçı olan Sunderland-Tottenham maçını izleme fırsatını buldum. Müthiş bir mücadele vardı maçta ama son dakikaya kadar gol yoktu. Premier Lig'in güzelliği maçın son saniyesinde ortaya çıktı ve Chopra son saniye golüyle Sunderland'i galibiyete taşıdı. Premier Lig'de de çoğu takım astronomik transfer ücretleriyle bir çok yıldızı kadrosuna kattı. Böylelikle takımlar arasındaki güç farkı en aza indi. Dolayısıyla tüm lig boyunca da, açılış maçında olduğu gibi mücadeleye dayalı, zevkli karşılaşmalar izleyeceğiz. İngiltere ligindeki favori takımım olan Liverpool'un maçını ise izleyemedim. Ancak bu sezon kadrosunu Torres, Babel ve Voronin gibi yıldızlarla daha da güçlendiren Liverpool'la, Aston Villa arasındaki maç da müthiş bir mücadeleye sahne olmuş. Maçın bitimine 2 dakika kala Gerrard'ın frikikten attığı gol ile Liverpool maçı 2-1 kazanmış.

La Liga'daki favorim Barcelona'yı izlemek için sabırsızlanıyorum. Müthiş kadrosunu Henry, Abidal, Toure ve geleceğin yıldız adayı Dos Santos ile daha da güçlendiren Barcelona'yı izlemek için 26 Ağustos'u beklemek gerekiyor. La Liga'yı bu sene de NTV'nin mükemmel spikerlerinin sunumuyla izleyeceğiz.

Fransa Ligi ve İtalya Serie A ligi, bu 3 büyük ligin biraz gerisinde kalıyor. Serie A'yı Kanal 24 yayınlarken, Fransa Ligue 1 ise geçen sezon olduğu gibi yine Kanal A ekranlarında olacak.

Bu sıcak ve sıkıcı yaz günlerinde iyi bir vakit geçirme aracı olacak bu maçlar. Herkese iyi seyirler dilerim.