Depresif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Depresif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Eylül 2008 Pazartesi
Derinliğimi Verdim Suya
Tekmetokat'ta dolaşırken keşfettim bu şarkıyı. Çok melankolik, feci depresif. Şarkının adı "Sis", güzel ses de Özlem Akpınar'a ait.
2 Temmuz 2008 Çarşamba
Madımak Müze Olsun
15 yıl önce bugün tekbir getirip, "Yahın la yahın" diye anırarak, o ateşi yakan ve 35 masum insanın diri diri yanmasına sebep olan gerici, faşist, aşağılık insanlar: Mutlu musunuz? Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz? O öldürdüğünüz insanların ruhları boyunlarınıza yapışmıyor mu? Hani siz iyi müslüman, sizin gibi düşünmeyenler de 'Allahsız gomünist' ya... Onun için bir de şöyle sorayım: Kur'an'da bir insanın canını yalnızca Allah'ın alabileceği yazmıyor mu? İslam dini, sevgi ve hoşgörü dini değil mi? Bir insanı öldüren, bütün bir insanlığı öldürmüş sayılmıyor mu? Bunları bilmeden nasıl Müslüman olunuyor? Sizin kalbiniz nasıl katran bağlamış? Sizin anlayacağınız dilden konuşmaya devam edeyim: Hepiniz birgün ölecek ve hesap vereceksiniz. Ve o gün, sizin yaktığınız ateşin milyarlarca kat fazlası yakılacak. Siz de o masum insanları öldürdüğünüz için, aynen o ölenler gibi, o ateşin içinde yanacaksınız.
O gün ölen 35 kişinin anısına sahip çıkmak ve bu olayı bir ibret vesikası gibi hatırlamak için, Madımak Oteli'nin müze yapılması isteğine ısrarla karşı çıkan değerli yönetici abilerim: Orada şimdi bir kebapçı var. Siz de gidin oraya, birer cağ kebabı yiyin afiyetle her gün. O yağlı göbeklerinizi daha da büyütün. Elbet sizin de gelecek hesap gününüz.
O gün ölen 35 kişinin anısına sahip çıkmak ve bu olayı bir ibret vesikası gibi hatırlamak için, Madımak Oteli'nin müze yapılması isteğine ısrarla karşı çıkan değerli yönetici abilerim: Orada şimdi bir kebapçı var. Siz de gidin oraya, birer cağ kebabı yiyin afiyetle her gün. O yağlı göbeklerinizi daha da büyütün. Elbet sizin de gelecek hesap gününüz.
16 Haziran 2008 Pazartesi
Güzel Günler Göreceğiz
... hani şimdi bize cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır
yalnız cumaları, yalnız pazarları
hani şimdi biz bir peri masalı dinler gibi seyrederiz ışıklı caddelerde mağazaları
hani bunlar 77 katlı yekpare camdan mağazalardır
hani şimdi biz haykırırız
cevap, açılır kara kaplı bir kitap
zindan, kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik, kan
hani şimdi bizim soframıza haftada bir et gelir
ve çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir
hani şimdi biz inanın güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler göreceğiz
motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
ışıklı maviliklere süreceğiz ...
yalnız cumaları, yalnız pazarları
hani şimdi biz bir peri masalı dinler gibi seyrederiz ışıklı caddelerde mağazaları
hani bunlar 77 katlı yekpare camdan mağazalardır
hani şimdi biz haykırırız
cevap, açılır kara kaplı bir kitap
zindan, kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik, kan
hani şimdi bizim soframıza haftada bir et gelir
ve çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir
hani şimdi biz inanın güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler göreceğiz
motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
ışıklı maviliklere süreceğiz ...
20 Nisan 2008 Pazar
Where Were We?
Çünkü beysbol, striptizciler ve silahlar yardım edebilirlerken, gönül yarasını iyileştiren tek şey gerçekte "zaman" idi.
How I Met Your Mother, Sezon 2-Bölüm 1
How I Met Your Mother, Sezon 2-Bölüm 1
13 Nisan 2008 Pazar
Gündeme Bakış
Barosso denen adam Türkiye'ye gelip, meclis kürsüsünden Türk yargısına ve savcılara küfrediyor, Türkiye'yi aşağılıyor, tehdit ediyor ve bazıları da bu sözleri alkışlayıp, koz olarak kullanıyor. İngiliz Kraliçesi'ne bağlılık yemini etmiş, CIA'de tercüman olarak çalışmış bir kişi, bu ülkede bakanlık yapıyor. AKP'nin kapatılması davasını görüşecek olan Anayasa Mahkemesi'nin başkanı, o partinin milletvekilleriyle görüşüyor, bakanlarıyla yemek yiyor. Mahkeme üyeleri bazı insanlar tarafından tehdit ve telkin ediliyor. Kampüs içine silahla girip, kendi gibi düşünmeyen öğrencilere "öldürmek için" ateş eden Kabasakal kılıklı, kel kafalı faşist, yakalanıp mahkemeye götürülürken, kameralara o çok bildik sözleri haykırıyor: "Vatan sağolsun!" Diğer faşistler de, o adamı "kahraman" ilan edip, adına gruplar kuruyorlar. İtalya'dan dünyayı dolaşmak için yola çıkan Pippa Bacca, İtalya-Türkiye arasındaki ülkeleri sorunsuz geçiyor ancak Türkiye'de tecavüze uğrayıp, öldürülüyor ve toprağa gömülü bir halde bulunuyor. Bazı insanlar da çıkıp "Ne işi varmış o gelinlikle, tek başına burada? Otursaymış evinde." şeklinde iğrenç yorumlar yapıyorlar. "Ekonomi iyi, istikrar devam ediyor." denilen ülkemizde, benzine 3 ayda yüzde 25'e yakın, pirince yüzde 130 zam geliyor, Euro 2 liranın üstüne, enflasyon çift haneli rakamlara çıkıyor ve bunların hepsi "sadece" dünyanın genelinde yaşanan ekonomik krize bağlanıyor. Ama o kadar da karamsar olmayalım, bu ülkede iyi şeyler de yaşanıyor. Mesela çok uzun bir aradan sonra meclisteki tüm parti ve gruplar, ortak bir amaç için bir araya geldiler. AKP, CHP, MHP, DTP ve DSP, milletvekillerinin "gazi" statüsünde sayılıp, kendilerinin ve yakınlarının kesinti yapılmadan sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlayan yasa tasarısını kolayca meclisten geçirdi. Ayrıca nazar değmesin, 1 haftadır falan YouTube açık; bu kez Google Groups engellenmiş ama olsun. Ne olursa olsun, ben ülkemi çok seviyorum.
10 Nisan 2008 Perşembe
Yok Artık!
Yılmaz Özdil'i severim. Yani çok da sevmem aslında ama yazınca güzel şeyler yazıyor. Ama işte yazınca... Her gün köşesinde harften çok boşluk görüyoruz. Koskoca köşede toplasan 15-20 kelime yok. Az lafla çok şey anlatmaya çalışıyor diyeceğim ama, o da ayda bir, bilemedin iki kere olur. Bu adam bunu hergün yapıyor. Nedir bu space ve enter tuşlarına olan tutkusu, anlayabilmiş değilim. Hergün paragraflarca yazı yazıp birşeyler anlatmaya çalışan köşe yazarları enayi de, sen mi akıllısın? O kadarcık yazı yazıp aldığın binlerce dolar maaşı yerken; on kuruş maaşa sıcak, soğuk, yağmur, yorgunluk, işkence demeden saatlerce haber peşinde koşan muhabirlerin hakkını yediğini düşünmüyor musun? Bu yazıları, köşe yazısı diye kabul edip, orta sayfada yayınlamaya devam eden Ertuğrul Özkök'e de hiçbirşey demiyorum, çünkü onun gazetecilik etiği de ortada. "Çok zoruna gidiyorsa Hürriyet alma o zaman"a çıkıyor olay, zaten aldığım yok bu gazeteyi. Yılmaz Özdil'in bu tarzını biliyordum, ama bugünkü yazısını gördükten sonra, kendisine söyleyecek söz bulamıyorum. Bu nedir ya? Yuh artık....
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8663316.asp?yazarid=249&gid=61&sz=39024
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8663316.asp?yazarid=249&gid=61&sz=39024
27 Mart 2008 Perşembe
Gider Gibiyiz
Sağlığımız Osman Müftüoğlu'na, cinsel hayatımız Haydar Dümen'e, evliliğimiz Selin Özkök Karacehennem'e, beslenme düzenimiz Taylan Kümeli'ye, kalbimizin sağlığı Becel'e, hediye anlayışımız tek taşa, aşkımız Mehmet Coşkundeniz'e, yakın tarihimiz TV dizilerine, futbol sevgimiz Ahmet Çakar'a, kişisel gelişimimiz Euro'yla kapılarını açan seminerlere, derin devlet bilgimiz Kurtlar Vadisi'ne, demokrasimiz AKP'ye, vatan sevgimiz Ergenekon'a emanet... Gider gibiyiz...
Fırat Budacı
Uykusuz - 26 Mart 2008
Fırat Budacı
Uykusuz - 26 Mart 2008
30 Ocak 2008 Çarşamba
4 Kasım 2007 Pazar
Korku
İnsanların çoğu, kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için..
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
William Shapespeare
Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için..
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
William Shapespeare
16 Haziran 2007 Cumartesi
Elif Şafak'tan
"bir başka ülkeye, bir başka şehre, bir başka ben’e yolculuk etmek, oraya varınca da usul usul, sinsi sinsi ve kendi kendine dahi itiraf etmeden yeni yerine yerleşmeye başlamak değil sebebi. ismini anmamak değil; ne de öyle bile bile kaçınmak seni başkalarıyla konuşmaktan. tam tersine, rahatlıkla, sıklıkla umarsızca anıyorum adını, kalabalıklar arasında. yeter ki kendimi seni düşünürken yalnız, yalnızken seni düşünür bulmayayım..."
İstanbul, Elif Şafak
İstanbul, Elif Şafak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


