20 Haziran 2010 Pazar
Kaldığım Yerden Devam
8 Nisan 2009 Çarşamba
Ben de Artık FikriMühim'im
Türkiye’nin ilk ve tek Ağızdan Ağıza Pazarlama / WOMM (Word of Mouth Marketing) ajansı olan FikriMühim; Markaları yönlendirme gücünü bizzat tüketiciye veren bir pazarlama devrimidir.Sitenin açıklaması bu şekilde. Dünyada yaygın olarak kullanılan ama Türkiye'de ilk kez FikriMühim tarafından hayata geçirilen bir pazarlama stratejisi. Sistem şu şekilde işliyor: Önce siteye üye oluyorsunuz. Kayıt formunu doldururken, kişisel bilgilerinizin yanı sıra, ilgilendiğiniz konu başlıklarını seçiyorsunuz. Daha sonra sistem, sizin ilgi alanlarınıza uyan bir kampanya olduğunda, mail yoluyla size haber veriyor ve onay vermeniz halinde de, bu kampanyayı tanıtan bir paket, adresinize doğru yola çıkıyor. Paket elinize ulaştığında, henüz piyasaya sürülmemiş, kimsenin haberdar olmadığı bir ürünü, ilk kez siz deniyorsunuz ve bu ürünü arkadaşlarınıza anlatıp, fikirlerini alıyorsunuz. Son adımda da, ürün hakkında kendi fikirlerinizi ve arkadaşlarınızın tepkilerini, bir rapor haline getirip, siteye gönderiyorsunuz. Böylelikle, hem siz o ürünü ilk kez kullananlardan biri oluyorsunuz, hem de firma etkili bir ürün araştırması yapmış oluyor. Siteye yeni üye oldum, henüz bir kampanyaya dahil olamadım ama merakla bekliyorum gelecek ilk ürünü. Siteye yan taraftaki Ben FikriMühimim rozetine tıklayarak, ya da www.fikrimuhim.com adresinden ulaşabilirsiniz.
20 Temmuz 2008 Pazar
Olasılıksız
24 Kasım 2007 Cumartesi
Pin Up Kızı Hayden

Canım Claire'im Hayden Panetteire pin-up kızı olmuş da ne pozlar vermiş öyle. Yerim seni. Hürriyet tarzı link vermem gerekirse; seksi fotoğrafları için tıklayın...
4 Kasım 2007 Pazar
ek$i sozluk Klonların Saldırısı
11 Ağustos 2007 Cumartesi
Heroes 2. Sezon Set Görüntüleri

Heroes'un 2. sezonuna az bir süre kaldı. Çekimler başlamış, set görüntüleri de internete düşmeye başlamış. Bu siteden 2. sezon set görüntülerine ulaşılıyor. Bu arada 2. sezonda kadroya katılacak yeni yüzler de yavaş yavaş belli olmaya başladı. Yine müthiş bir sezon bekliyor Heroes sevenleri. Bir an önce başlasın yeni sezon.
31 Temmuz 2007 Salı
Lost Video Oyunu
Lost 4. Sezon Sneak Peak
18 Haziran 2007 Pazartesi
Pan's Labyrinth
9. Uluslararası Eskişehir Film Festivali Pan'ın Labirenti'ni gündeme getirdi. Bu peri masalında 20. yüzyılın acımasız geçmişi gözler önüne seriliyor. Türkçe altyazı ile İspanyolca yayınlanan film "En İyi Yabancı Film" de dahil 6 Oscar'ı evine götürmüş idi. Ayrıca "En İyi Yönetmen" Oscar'ını da hakettiğini söyleyenler az değil. Bu dalda hiç Oscar alamayan Martin Scorsese'e kıyak yapıldığı bir gerçek.
Yetişkinler için masal konseptine uyan filmde İspanya'nın diktatörlük altında yönetildiği, karanlık dönemi, savaşın tüm acı gerçekleri ve bir peri masalı eşliğinde öyle bir harmanlanmış ki, bir an masal dünyasında hayallere kapılmanın verdiği hazzı yaşıyor, bir an sonra ölümün soğuk yüzüyle karşılaşıp irkiliyorsunuz.
Fantastik öğeleri kanlı sahnelerle birleştiren Pan'ın Labirenti orjinalliği ile şimdiden klasikler arasına girmiş durumda.
Alıntı: hafif.org , woofwoof
Shrek'in Gerçek Hayatı: Maurice Tillet
İngilizce Wiki ye göre; Maurice Tillet 1903 te Fransa da doğmuş. 14 dil konuşabilecek kadar zeki bir insanmış. Ayrıca iyi bir şairmiş.
20 li yaşlarda geçirdiği, nadir görülen bir hastalık (acromegaly), nedeniyle kemik yapısı kontrolsüzce büyümüş ve görünüşünde ciddi değişiklikler olmuş. Görünümü nedeniyle rencide edilen Tillet Amerika ya yerleşmiş ve Fransız Meleği (The Rench Angel) ünvanı ile profesyonel güreşçi olmuş. Kendisine takılan isim ise Rinklerin Korkunç Devi (Freak Ogre of the Ring). Kariyerindeki en büyük olay 1944 te AWAW(American Wrestling Association World) şampiyonu Steve Caset(Crusher) i yenmesi olmuş.
Tillet 1954 'te kalp kırizinden ölmüş. Güreş şampiyonu Booby Managoff tarafından Tillet 'in 3 adet plastik yüz maskesi yapılmış(kendi onayı ile). Maskelerden biri Milo Steinborn 'a verilmiş, bu maske sonradan York Barbell Museum 'a bağışlanmış. İkincisi Patrick Kelly 'ye verilmiş ve yıllarca ofis masasında kalmış(*). Üçüncü maske Lowa 'daki Uluslar Arası Güreş Müzesi 'ne (International Wrestling Museum) bağışlanmış.
Tillet 'in, 1950 'de Louis Linck tarafından yapılmış küçük bir büstü Chicago 'daki Museum of Surgical Science (Cerrahi Bilimler Müzesi) 'nde sergilenmekteymiş.
(*)Paranormal Anektod: 1980 de Patrick Kelly bilgisayarlı bir satranç oyun makinesi kurmuş (Tillet 'in maskesinin yanına). Bir sabah makine Kelly nin ayarladığından farklı bir oyun sitili kulanmış; 18. yüzyıl Fransız Açılışı. Kelly biraz bakınıca makinenin fişenin bile takılı olmadığını görmüş. Kelly XRay ile maske ve cihazı kontrol etmiş ve olağan dışı bir şey bulamamış. Kelly 'nin iddiası bu.
Shrek in yapımcıları acaba Tillet 'ten mi ilham aldılar? Açıkcası bu konuda bir bilgi görmedim. Fakat benzerlik gerçek.
Alıntı: hafif.org, poshet303
Aşkın Tarifleri
Efenim; unutamadığım bir aşkın öyküsünü anlatacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Unutmadığım aşk yok, acaba problem bende mi diye düşünmüyor değilim. Velhasıl bu kadar çok aşk üzerine, kendi aşklarımız üzerine yazıp dururken; aşkın tarihini ve tarifini merak ettiniz mi? Ben bu yazıda dönemlere ve felsefelere göre aşk tariflerini vermeye çalışacağım. Zamanlara ve burçlara çok dikkat ettim, o yüzden şimdiden bir eleştiri gelirse karşı cevaba geçeceğimi söylemek isterim. Ayrıca yiğenler çok üstüme gelmeyin, aşk yani konu. Güzel güzel konuşalım.
Aşk kişiden kişiye; toplumdan topluma; zamandan zaman değişen bir olgu. Kimileri için bir fenomen, kimileri için gelip geçici bir şey. Aşk; Goethe'nin Genç Werther'in Acıları,, Fuzuli'nin Leyla ile Mecnu'nu, Ehmede Xan'nin Mem û Zin'i Vedat Türkali’nin Birgün Tek Başınası ve daha ismini sayamadığım nice kitabın kahramanı……Üç harfli bir kelime aşk, kısacık. Ancak hayatımızda anlamı büyük. TDK'ya göreyse aşırı sevgi ve bağlılık duygusu.
İnsanı insan yapan en önemli özelliklerden biri sevgi. Aşk ise onun bir türevi. Aşkın da sevgi gibi birçok türü var: Vatan aşkı, tanrı aşkı, devrim aşkı vs…O’da nesnesine göre farklı anlamlar taşır kuşkusuz. Bu yüzden de ilk soru aşk ama hangi aşk? Yöneltilen kişi, durum değişse bile sonuç ve özellikler aynı değil midir? Bir sufinin tanrı aşkıyla cinsler arasındaki aşk veya bir militanın bayrağına duyduğu aşk. Sonuçta hayatını aşık olduğu şeye göre biçimlendirir ve onun için ölümü göze alır. Aragon’un büyük aşkı Elsa’ya yazdığı mutlu aşk yoktur dizelerini kim unutabilir. Aşk ile ilgili sorular öyle çok ki! Yazıyı yazarken bile bütün bu soruların cevapları çıkmadı. Neden aşık değilken, kendimizi mutsuz sayıyoruz? Neden aşıkken mutlu olamıyoruz? Aşk iyilikten anlamaz deniyordu bir filmde, neden? Ne kadar çok acı çekersek aşkta, o kadar yüceleştiriyoruz, neden? Yoksa hepimiz sadist miyiz?
"Aşk tek kişiliktir", der şiirinde Yılmaz Odabaşı. Bu tekil bir düşüncenin ürünüdür. Karşılık olmadan, tek başına bir duygu yaşanabilir mi? Ötekiyle birlikte yaşanabilir duyguyu tekile indirgemek, tek başına yaşamak sadece bir yanılsamadır, umuttur. Paylaşımın olmadığı bir yerde duyguyu kendi içinde yeşertmek, beslemektir. Goethe Genç Werther’in Acıları isimli kitabında böyle bir aşkı anlatır. Werther aşıktır ve kendi kendine hikayeler yazar. Sonu ise intihar ile sonuçlanır. Ayrıca karşılığı olmayan aşkın daha da yüceleştirildiğini, büyütüldüğünü eklemek isterim. Öyle ya! Acılar çoğalır. Onu görmek için çırpınırsınız, ona söylemek istediğiniz bir sürü şey vardır. Ancak söyleyemezsiniz, ya da söyleseniz bile aynı karşılığı alamazsınız. Ayrıca daha ergen yaşlarda sık sık aşık olunduğu ve bunların birçoğunun karşılıksız kaldığını unutmamak gerekiyor. Burada varoloşçulara ve Hegel’e bir göz atabiliriz. Hegel’e göre akla uygun olan gerçektir. Aşk da mutlak aklın sonucudur. Mutlak akıl aşkın, kendi kendisine yeten, kendi kendisinin mutlak olarak bilincinde olan, tam olarak bağımsız bir varlık olmaya çalışmaktadır. Şurada karşılıksız aşk sendromu ile ilgili detaylı bilgi bulabilirsiniz.
Varoluşçuluk: insanın dünyaya yokluğu getiren bir varlık olarak terkedilmişlik, hiçlik ve anlamsızlık içinde boğulduğunu, tutunabilecekleri bir dalın olmadığını öne sürer. Varoluşçulardan bahsedip, Sartre’ nin aşk hakkındaki düşüncelerini yazmamak olmaz. Sartre; Bulantı kitabında yaşamın temelsizliğine vurgu yapar. Kitabın kahramanı Roquentin’den bir alıntı:
Her şey temelsizdir, Şu park, şu kent, ben. Bunu fark ettiniz mi mideniz bulanır (syf:188)
Felsefeyle birlikte edebi yapıtlarında aşka cinselliğe nasıl baktığını yansıtan Sartre, bir hiç olan kendinde varolan her şeyi –ki buna aşk da dahildir- hiçlediği gün, bütün özgürlüğüne sahip olacaktır. (Gürdal Aksoy Aşkın Sonu mu. Syf. 27) Ona göre insan özgür olduğu halde, onu dönüştüren, onun özgürlüğünü sınırlayan, onu tanımlayan, onu bir nesneye dönüştüren şeyler vardır. Bunlardan biri de aşktır. Bu yüzden de aşk bir tehdit ve aynı zamanda bir savaştır. Bu savaşta ben ve öteki kavramları karışmamalı ve birleşmemelidir. Yani aşkta da özgür olunmalıdır. Simon De Beauvoir ile yaşadıkları ilişki düşünülürse aşka bakışları daha rahat anlaşılabilinir. Aşktan bahsederken; Nietzche'den bahsetmemek olmaz. Pek İnsanca kitabında “biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine aşığız” der. Üstinsan tanımını ortaya atan Nietzche, "seni öldürmeyen şey güçlendirir" demiştir. Aynı şey aşk için de geçerlidir. Lou Salome duyduğu aşk acısı onu öldürmediği gibi daha da güçlendirmiştir. Salome’yi elde etmek değil, onu arzulamaya aşıktır. Bu yüzden de onun en yakın dostu Paul Ree ile aralarında kurduğu ilişkiye de ses çıkarmaz. Umutsuz bir aşıktır, daha doğrusu umuda aşıktır. Sonuçta Salome kendi yoluna devam eder. Nietzche’de daha güçlü olarak kitaplarını yazmaya hem de deli gibi yazmaya devam eder. Wagner’in karısı Cosima Wagner ile yaşadığı da böyle bir aşktır. Kavuşamama, acı çekme hallerini sever.
Sosyalizmde aşk
Dünyaya bir siyasal düşünür olarak adını duyuran Karl Marks karısı Jenny'i çok sever. Onun için şiirler yazar. Ancak bu şiirler hiçbir zaman çok önemli olmaz. Yani edebi anlamda bir değeri yoktur. Sadece bir dönemi ve tarihi anlamak için değerlidir. Jenny dönemin en güzel genç kızlarından biri ve birçok evlilik teklifi almasına rağmen, hepsini ret eder ve Karl’ı seçer. Ailesi bu duruma tepki gösterir. Çünkü Karl Jenny’den 4 yaş küçüktü ve zengin, soylu bir aileden gelmiyordu. Nişanlanırlar ve nişanlarını 7 yıl saklamak zorunda kalırlar. Jenny’nin ölümünden sonra yakın dostları Engels “Mağripli artık yaşayamaz” der. Çok kısa bir süre sonra da Marks hayata gözlerini yumar.
Siyasal tutkular hayatta nasıl önemli bir yer kaplıyorsa, bireysel tutkularda öyledir. Ancak sosyalistlere göre aşkta sınıf bilincine uygun olarak yaşanmalıdır. Böyle olunca da sanatçılar ikisi arasında bir seçim yapmaları gerektiğine inanmışlardır. Marksist öğreti kadın sorunu ve cinsellik üzerine birçok şey söylemelerine rağmen direkt aşk üzerine yazmamıştır. Belki dönemin sosyal yapısı içinde aşk çok ikinci planda kalıyordu. Özellikle Marksist hareketler aşka bir dönem burjuva alışkanlığı, ideolojiye zarar veren bir unsur olarak bakmışlardır. Öyle ya! Bütün ideolojiler kesin bir bağlılık isterler. Bu bağlılığın başka bir araçla bozulmasını istemezler. Oysa bütün mücadeleler ancak birlikte yürütülebilir. Aşk buna engel değil, destekleyen bir unsurdur. Pek çok kişi de sosyalist anlayışın sınırsız özgürlük getirdiğini ve herkesle birlikte olunacağını ileri sürmüştü. Oysa ki cinsel özgürlük kavramı kadının kendi bedeni üzerinde söz hakkı olduğunu, kendi seçimiyle biriyle birlikte olabileceği anlayışını dayatıyordu. Sosyalist anlayışa göre aşk veya sevgi her şeyden önce üretim ilişkilerine göre şekillenmelidir. Aşk aynı zamanda bir üretimdir, onu nasıl tükettiğimiz nasıl yeni bir aşka yelken açtığımız değil; onu nasıl beslediğimizdir önemli olan.
İlahi Aşk
Ozanlığının yanı sıra dili, düşünceleri, işlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yunus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah'la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, ilahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Yunus Emre tanrıyı ulaşılmaz bir yere koymaz. Tanrı her yerdedir. İnsanı yaratan tanrı olduğuna göre, tanrıya ulaşmanın birinci yolu insana ulaşmaktır. Bu yüzden de bütün insanları; din, dil, ırk, cinsiyet ayırmadan sever. İnsan ne kadar kötü olursa olsun, haktan dolayı, yaratandan dolayı onu sevmeliyiz diye düşünür. “Yaratılmışı sev, yaratandan ötürü” dizeleri Yunus Emre’ye aittir.
Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim." / Mevlana
Dizelerini yazan Mevlana hakkında şurada bilgi bulabilirsiniz.
Aslolan aşktır hayatta. gerisi, lâf ü güzaf
diyen Fuzuli'den bahsetmeden olmaz. 1556 yılında ölen Fuzuli, islami bilimler eğitimi almıştır. Ağırlıklı olarak tasavvuf, ayrılık acısı ve aşk üzerine yazmıştır. Leyla ile Mecnun en bilinen eserlerindendir. Leyla ile Mecnun küçük yaştan beri birbirlerine aşıktır. Leyla’nın ailesi bu aşka izin vermez. Mecnun Leyla’nın aşkına çöllere düşer. Başkasıyla evlendirilen Leyla’nın kocası bir süre sonra ölür. Çölde Mecnun’u aramaya başlar, Leyla. Mecnun ise bütün maddi şeylerden sıyrılmış, bir ruh olarak yaşamaya başlamıştır. Leyla’yı görünce tanımaz. “Leyla benim içimde, sen kimsin?” diye sorar. Bir süre sonra Leyla ölür ve ardından Mecnun’da hayata gözlerini yumar. Bu efsane kavuşamayan bütün aşıklar için söylenmeye başlar.
Alıntı: hafif.org, nevdalist
16 Haziran 2007 Cumartesi
O ve Ben
Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak.
Hayır değil, değil sıcak
Dudaklarının hatırası
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı.
Gözlerine bakmalıyım
Sesini işitmeliyim
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem
Bana su, bana ekmek, bana zehir
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım
Sensiz edemem.
Sait Faik Abasıyanık
'Lost karanlık bir şekilde bitmeyecek'
Lost'un yapımcılarından Carlton Cuse, 2010 yılında sona erecek Lost'ta, tüm soruların cevaplanacağını ve karanlık bir şekilde sona ermeyeceğini söyledi. Tüm izleyenleri tatmin edecek bir finalin mümkün olmadığını açıklayan Cuse, hikayenin mantıklı bir sonu olacağını da ekledi. 'Lost' 16'şar bölümden oluşacak 3 sezonla, 2010 yılında sona erecek.
İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Sylar Öldü mü?
Spoiler içerir!
'Heroes'un kötü adamı Sylar (Zachary Quinto), sezon finalinde (How To Stop An Exploding Man) Hiro tarafından kılıçla öldürülüyordu. Dizi fanatikleri tarafından en çok merak edilen sorulardan biri de, Sylar'ın gerçekten ölüp ölmediği konusuydu. Aslında Sylar'ın kanalizasyon çukuruna girip kaybolması, bu konu hakkında bir ipucu veriyordu. AccessHollywood sitesine bir açıklama yapan Quinto, Sylar'ın 2. sezonda yine dizinin devamlı karakterlerinden biri olacağını açıklamış.
14 Haziran 2007 Perşembe
'Star Dust' Flash Oyunu
http://www.stardustmovie.com/assets/games/wall/
10 Haziran 2007 Pazar
Güzel Bir Lost Oyunu
http://www.learnarea.com/hmdesign/download/lost.swf
Lost Anketleri
Lost olmadan olmaz. 3. sezon da sona erdi ve yeni sezon için tam 9 ay beklemek zorundayız. Verilen bu arayı, Heroes, Prison Break gibi dizileri izleyerek geçiririz dedik ama malum onlar da yaz tatiline girdiler. Sıkı Lost hayranları için hazırlanmış bir 3. sezon testi aşağıdaki linkte. Bakalım ne kadar dikkatlisiniz...
http://lost.about.com/library/quiz/bl_season3_quiz.htm


